Mayıs 7th, 2008
Bilim, yöntemle elde edilen ve pratikle doğrulanan bilgi midir?
Nedir bilimsel yöntem?
1. Evrendeki bir fenomene ait gözlem yapılır
2. Bu fenomene dair, gözlemler ile tutarlı, ancak kesin olmayan, hipotez adında bir açıklama getirilir
3. Hipotez kontrollü deneyler ile yoklanır
4. Sonuçlar değerlendirilir. Deneyler hipotezi yanlışlarsa 2. ve 3. adımlar tekrarlanır, yanlışlamazsa hipotez kuram haline gelir
Peki bu tek ve mutlak bir yöntem midir? Değildir, bilimsel araştırmanın tek bir yöntemi yoktur fakat üretilen bilginin ‘bilimsel bilgi’ yada ‘bilimsel doğru’ niteliği kazanabilmesi için pratikle sınanma zorunluluğu her zaman vardır. Ancak bir önermenin bilimsellik ölçütü doğrulanabilir olması değil, yanlışlanabilir olmasıdır. Bilimde doğrulama ilkesi artık terk edilmiştir. Neden? Çünkü herhangi bir önermeyi doğrulayacak kanıtlar aranırsa her zaman bulunabilir. Bir gözlem ile doğrulanmış olması, önermenin doğru olduğunu kesin olarak göstermez.
Bugün bilimde kanıtlama yoktur. Bilim; ölçüm ve sonuçları, benzer koşullarda daima aynı sonuçları verecek şekilde tekrarlanabilir varsayımlar üzerine kurulmuştur. Yanlışlanamadıkları sürece bunları ‘doğru’ olarak kabul eder. Bilimciler varsayımlar ortaya atarlar. Bir varsayımın ‘doğru’ olduğunun kesin olarak anlaşılabilmesi sonsuz sayıda uyumlu gözlemi gerektirir fakat yanlış olduğunun anlaşılması için tek bir ters gözlem yeter. Yanlışlanan varsayımlar hemen ayıklanır, sınavı geçenler kullanımda kalır ve şimdilik ‘doğru’ kabul edilir, ta ki ters bir gözlem onu da geçersiz kılıncaya kadar. Bu proses tıpkı doğal seleksiyonun biyolojik evrim için oynadığı fonksiyona benzer. Doğaya en iyi uyum sağlayan canlıların hayatta kalıp, diğerlerinin doğal seleksiyona maruz kalarak nesli tükendiği gibi, en hatasız bilimsel kuramlar yürürlükte kalır, diğerleri ise yanlışlanarak terk edilir. Bilim böyle ilerler.
Ancak bilim, hiçbir zaman gerçeklere ulaştığını iddia etmez. Bilim, gerçeklerin bütünüyle kavranamayacağını, olsa olsa onlara yaklaşılabileceğini artık kabul etmiştir. Bu sebeple bilim, araştırdığı konuda ‘gerçeğe en yakın’ı bulma çabasıdır.
Modern bilimin gereği, bu çabanın yanlışlanabilmeye açık biçimde formüle edilen önermelerle yürütülmesidir. Örneğin A. Einstein’in önermeleri test edilebilir, yanlışlamaya açık ve eleştirel yaklaşımlara izin veren bilimsel bir yapıya sahiptir. A. Einstein, kendi kuramlarının da bir gün yanlışlanarak, daha kapsamlı, gerçeğe daha yakın bir kuramın ortaya çıkacağını israrla söylemiştir.
İşte bilimi her çeşit ‘–izm’den ayıran en önemli niteliği, kendi bulgularına eleştirel yaklaşan, onları çürütmeye çalışan tek etkinlik olmasıdır. Tüm ideolojiler kendi iddialarına yönelik bir kesinlik taşır ve eleştiriye açık bir yapıda değildirler. Bilim ise her an değişebilen ve gelişen bir faaliyet ve bilgi kütlesidir. Bu nedenle bilim hakkındaki bugün için en açıklayıcı olduğunu varsaydığımız tanımlar bile ileri bir tarihte işlevlerini yitirerek kullanılmaz hale gelebilir.
Bilim bir yol gösterici midir? Doğruya giden tek yol bilim midir? Bilim bize evrenin nasıl işlediğini açıklar. Ancak felsefe olmadan, tek başına bilim insanlığı yıkıma bile götürebilir. Örneğin bilim, atomu nasıl parçalayacağınızı ve bunun sonucunun ne olacağını ortaya koyar ancak bununla atom bombası yapıp yapmamak veya kullanıp kullanmamak felsefi bir konudur. Bilim bununla ilgilenmez. Bilim nesneldir, bu yüzden de bir yol gösterici değildir.
Kerem Göksel
KAtegori DÜşünce | Yorum Yapılmamış »